ANLATIM BİÇİMLERİ KARIŞIK ÖRNEKLER

2008-09-19 13:41:00

 

ÖRNEK:Memduh Şevket Esendal öykülerini sade ve temiz bir Türkçe’yle yazmış,öykücülükte Çehov tarzını benimsemiştir.Onun öykülerini okuyanlar eserin içinde kendilerini,çevrelerini ve hayatta karşılaştıkları kişileri bulur gibi olurlar.Esendal,günlük hayatı iyimser bir hava içinde verir.Öykülerindeki olaylar son derece basittir.

 

 

ÖRNEK:Edebiyat metninin dili günlük iletişim dilinden bütün bütüne ayrıymış gibi görülegelmiştir bizde.İstiareli, aktarmalı, doğallıktan uzak bir dil olarak düşünülmüştür hep.Edebiyat sözcüğü;süslü püslü, özentili, abartmalı ve boş sözler yığını gibi bir anlam kazanmıştır bu yüzden.Bunu da,edebiyat dilini günlük dilden apayrı gören bir anlayışa bağlayabiliriz.Oysa edebiyat dili günlük dilden tümüyle kopuk bir dil değildir.Gündelik dilin güzel, duygusal bir doku içinde yeniden düzenlenimidir bir bakıma.

 

 

ÖRNEK:Ağır adamlarla kahveye girdi Hasan.Olanları düşündü bir süre.Otursam mı oturmasam mı diye bir tereddüt geçirdi.Sonra oturdu bir köşeye isteksiz.Babadan kalma tütün tabakasını çıkardı,kalınca bir sigara sardı.Öyle dalmıştı ki masasına konan çay bardağının sesi bile dikkatini çekmemişti.

 

 

ÖRNEK:Eski bir taş köprü geçildikten sonra fakir mahallelere giriliyor ve sefalet,bütün dehşeti ve çirkinliğiyle başlıyordu.Ortalarından akan çirkin sularında yarı çıplak çocuklarla çamurdan köpekler, eğri büğrü sokaklar… Tezekten, çamurdan yapılmış yarı yarıya toprağa gömülmüş penceresiz kulübeler…

 

ÖRNEK:İnsan vücudunun en küçük yapı taşına hücre denir.(Nesnel)

*Yiğitlik, kahramanlık, savaş temalarını işleyen şiirlere epik şiir denir.(Nesnel)

*Yaşam, güçlükleri yenebilme sanatıdır.(Öznel)

*Toros dağlarının etekleri Akdeniz’den başlar.(Değil)

 

ÖRNEK:

Genç Kalemler hareketi,edebiyatımıza özellikle dil konusunda yepyeni bir anlayışı getirmiştir.Türkçe kendi benliğine yavaş yavaş dönmeye başlamış;halk,aydınların yazdıklarını anlar duruma gelmiştir.1911’li yıllarda yazan Ömer Seyfettin’i, Ziya Gökalp’i açıp okuyun, severek, anlayarak okursunuz yazdıklarını.Sözcükler, tamlamalar…hep anlayacağınız biçimdedir.

 

ÖRNEK:Mutluluk, aslında herkesin çok yakınında.İsteyen herkes, her an mutlu olabilir.Fizolof Sokrates: “Bir kitap, bir çiçek, bir kuş…ne büyük saadet!” derken bunu anlatmıyor mu?

 

ÖRNEK:Adapazarı Şeker  Fabrikası 1953’te işletmeye açıldı. Kuruluşta günde 1800 ton olan pancar işleme kapasitesi 1980’de 6000 tona çıkarıldı. Bu büyük bir gelişme.

 

bilgi ortaya konmuş olabilir; ancak bir görüşün başka bir görüşe karşı savunuculuğunun yapılması onu açıklamadan ayırır. Yazar, görüşlerini inandırıcı kılmak için kanıtlama yoluna başvurur. Kanı niteliği taşıyan yargılardan kaçınır, nesnel olmaya çalışır.

 

ANLATIM ÖZELLİKLERİ

1.DURULUK:Parçada gereksiz sözcük kullanılmamasıdır.

ÖR: Öğrenmeye yoğun bir istek duyduğu için ödevlerini her gün günü gününe yapardı.

 

2.YALINLIK(SADELİK-süslü,ağdalı):Sanatlı söyleyişlerden, süsten uzak durmaktır.Gereksiz ayrıntılara, sanatsal söylemlere girilmez.

ÖR:Yüreğini bıçak gibi dilim dilim kesen bir çaresizlik içindeydi artık.

  Artık çaresizdi.

 

3.AÇIKLIK (kapalılık):Bir konunun herkesin anlayabileceği, aynı anlamı çıkarabileceği biçimde aktarılmasıdır. Farklı yorumlara  açık değildir.

ÖR:Ben senden çok zarar gördüm.

 

4.AKICILIK (pürüzlü ) :Söyleyişin pürüzsüz olması, bir yazının kolayca ve zevkle okunmasıdır.Uzun cümlelerde aynı hece ve eklerin tekrar edilmesi  akıcılığı bozar.

 

5.DOĞALLIK:Yapmacıklıktan, zorlama ifadelerden, yapay dil ve anlatımdan uzak durmaktır.

 

6.İÇTENLİK(SAMİMİYET): Düşünceleri bilimsel soğuklukla değil samimi ve sıcak bir dille anlatmaktır.

 

7.ÖZGÜNLÜK: Hiçkimseye benzememek, farklı olmak; taklit ve kopyadan uzak durmak,basmakalıp ifadelerden vazgeçerek kendine has bir anlatım oluşturmaktır.

 

8.ÖZLÜLÜK(DERİNLİK,YOĞUNLUK):Az sözle kapsamlı anlam ifade edilmesidir. /Atasözleri ve deyimler gibi.

El el ile ,değirmen yel ile.

 

9.SAĞLAMLIK/DOĞRULUK:Anlatımın dil bilgisi ve söz dizimi kurallarına uygun olarak yapılmasıdır.

 

10.TUTRLILIK:Paragrafın kendi içinde çelişkiye düşmemesidir

 

YERELLİK,ULUSALLIK,ETKİLEYİCİLİK…

Vs.

ÖRNEK  SORULAR:

 

1.Görülenleri, duyulanları, düşünceleri süslü , yaldızlı sözler kullanmadan,yapmacıklığa düşmeden, anlaşılması güç, uzun cümlelere yer vermeden en kısa yoldan dile getirmek gerekir.Kıvrımlara , karışık yollara sapmadan derdimizi söyleyeceğimizi belirtmemiz gerekir.

            Bu parçada sözü edilen özellik hangisiyle adlandırılabilir?

A ) Yoğunluk      B ) Doğruluk              C ) Açıklık            D ) Yalınlık                 E ) Duruluk

 

2. Arkadaşlarına şöyle diyordu: “Okula gitmeyen arkadaşıyla kardeşini aradı.” Şimdi bunu nasıl anlamalıyız?Arkadaşıyla bir olup kardeşini mi aradı?Hem kimin kardeşi?Yoksa hem arkadaşını hem onun kardeşini mi aradı?Okula gitmeyen kimdi?

            Parçada eleştirilen cümlenin anlatımında eksik olan hangi özelliktir?

A ) Duruluk           B ) Açıklık             C ) Yalınlık            D ) Sağlamlık         E ) Akıcılık

 

3.İki nokta arasındaki en kısa yol “doğru”dur.En mantıklı yolu seçmek, yapılacak en akıllıca, en “doğru” iştir demek!Atalarımız da : “Sağ elle sol kulağını gösterme.”buyurmuşlar.Gelelim örneğe: “Bütün fertlerinin günü resim yaparak geçirdiği bir Amerikalı aile var.”mı demeli,yoksa “Bütün fertleri günü resim yaparak  geçiren  bir Amerikalı aile var.” biçiminde mi kurmalı bu cümleyi?Böyle bozuk cümleler kuranların kalemlerini ellerinden kapıp    almalı diyorum!

Bu parçada yakınılan anlatım eksikliği hangisidir?

 

A ) Duruluk               B ) Yoğunluk

C ) Özlülük                D ) Doğruluk

                 E ) İnandırıcılık

 

4. “Şiirlerinde gereksiz sözcüklerden olabildiğine kaçınıyor.Sıfatlar, benzetmeler için de bu böyle.Okuyucuyu birtakım soyut, düğümlü sözcüklerle yorduğu da söylenemez.Öğretici bir hava taşımamalarına karşın, yine de bu şiirlerde bir eksiklik var:Başka şiirleri hatırlatıyor; bunları daha önce okumuş gibi bir duyguya kapılıyorsunuz.”diyen bir eleştirmenin sözünü ettiği şiirlerde bulduğu eksiklik nedir?

A ) Yalınlık                B ) İçtenlik

C ) Yoğunluk            D ) Açıklık

          D ) Özgünlük  

         (1982 ÖSS)

 

5.Yazarlıkta ilk öğretmenim annemdir.Annem İstanbulluydu.Anadolu’yu yakından görüp tanımıştı.Halkın dil ve düşünce gerçeklerini içine iyice sindirmişti.Okur yazardı;ama gramer bilmezdi.Edebiyat bilgisi kıt bir kadındı.Sezgisi güçlüydü.Yazdıklarımı anneme okur, nasıl olduğunu sorardım.Yazdıklarımın kimi yerlerini “Burası olmamış.”diye eleştirirdi.Nedenini sorduğumda:“Böyle denmez de ondan.” derdi.

Parçaya göre yazarın annesinin, onun anlatımında bulunmasını istediği nitelik nedir?

A ) Doğallık              B ) Duruluk

C ) Akıcılık               D ) Özgünlük

           E ) Tutarlılık

 

6. Klasik sanatçılar, az konuşur;ancak çok şey anlatırlar.İşe yaramayan ne varsa atarlar yazılarından.Onlarda parlak, şatafatlı  tek cümle bulamazsınız.Yeni bir şey söylemezler;ama söylediklerini sağlam

Söylerler.Tek tutukluk,tek pürüz yoktur onların eserlerinde.

            Parçaya göre klasik sanatçılarda aşağıdaki anlatım özelliklerinden hangisi yoktur?

A ) Özlülük                B ) Duruluk

C ) Akıcılık               D ) Yalınlık

               E ) Süslülük

 

7. Güzel bir kadının makyaja  ihtiyacı yoktur,Akıllı bir erkeğin pahalı ve şık elbiselere ihtiyacı olmadığı gibi.Bir elmanın tadı nasıl parlak kırmızısından ileri gelmiyorsa bir yapıtın da güzelliği parlak sözlerden ileri gelmez. 

Bu parçada aşağıdaki anlatım özelliklerinden hangisi vurgulanmaktadır?

A ) Yalınlık                B ) Duruluk

C ) Özlülük                D ) Akıcılık     E ) Özlülük

 

8. Romanda anlatılanları, yaşayan bir insan yazarsa nasıl sonuca ulaşır; yaşamadan ilgi duyan yazarsa ne türlü bir sonuca ulaşabilir?Ben diyorum ki:Eğer babalık sevgisini göstermek istiyorsak bir romanda, baba olan bir yazarsa , daha başarılı olur.Yoksa aşağı yukarı olur. 

Parçaya göre bir romanın anlatımında  bulunması gereken nitelik hangisidir? 

A ) Akıcılık               B ) Doğallık

C ) Özlülük                D ) Yalınlık  E ) Özgünlük

 

 

ÖR: Edebiyat tarihçisi bir eserin değerini saptarken belgelere dayanarak onun  halk arasında yüzyıllarca nasıl tutunduğunu nedenleri ve sonuçlarıyla anlamaya çalışır.Oysa eleştirmen, doğrudan doğruya  kendisinin o eserden ne aldığı duygulanma  payını , kişisel beğeni ve kanısını eleştiriye katmadan elinden geldiğince nesnel bir biçimde düşünmek zorundadır.

 

ÖR 2: Betimlemede anlatıcı gördüklerini sözcüklerin yardımıyla okuyucuya tanıtır, görünür hale getirmeye çalışır.Öykülemede ise betimlemedeki cansız varlık ve nesnelere eylem kazandırmak vardır.Yalnız nesneler görünür hale getirilmekle yetinilmez; insanlar,eşyalar olayın içinde yer alır.

 

ÖR 3. Günlük de anı gibi bir kişinin yaşamından beslenen yazı türüdür..Anılardan ayrılan yanı, günlüklerin yaşarken yazılmış olmasıdır.Günlüklerin bakış açısı; şimdiki zamana,biraz da gelecek zamana dökülür.Oysa anıları yazanlar, gözlerini geçmişe çevirirler.

 

ÖR: Şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır.

ÖR: İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan bir araçtır dil. Dil olmadan insanların birbirleriyle iletişim kurmaları çok zordur. Dil; sözcüklerden, söz öbeklerinden oluşan canlı bir varlıktır. Sözcükler, dilin anlamlı en küçük parçasıdır. Bu yüzden dilden söz edebilmemiz için sözcüğün olması şattır.

ÖR 1: Çocuk eğitimi zor bir iştir.Çünkü onlar beyaz kağıt gibidir.Ne yazmışsan o vardır kağıtta.Beyaz kağıda güzel şeyler yazmak da ,kağıdın hem ön hem arka yüzünü karalamak da mümkün.Bence en güzeli çocuk denen beyaz kağıdı çok güzel yazılar ve resimlerle süslemek.

 

ÖR 2: Toroslar Çukurova’nın bereketli topraklarını İç Anadolu’nun bozkırından ayırır. Çukurova’yı at nalı biçiminde kuşatmış bir duvardır sanki.Ovadan bakılınca çelikten dev bir testere ağzını andıran tepeler yaz kış ışıl ışıldır.Geçerken tünelin birinden çıkıp ötekine girer.

 

 

ÖR 1: Dünya edebiyatında olduğu gibi edebiyatımızda da ölümle ilgili çok güzel şiirler vardır.Yahya KEMAL, “Sessiz Gemi” şiirinde ölümü limandan ayrılan bir gemiye benzeterek anlatmıştır.Ahmet HAŞİM’de merdivenin son basamağıdır ölüm.Cahit SITKI ise 35yaşa sığdırmıştır ölümü.Herkesin ilgiyle okuduğu daha ismi aklıma gelmeyen yüzlerce şiir…

ÖR 2:Dil bilimciler, çeşitli diller arasındaki benzerlikler üzerinde durarak kimi sözcüklerin  aynı dilden geldiklerini ortaya atmışlardır.Bazı diller arasındaki benzerlikler gerçekten şaşırtıcıdır.Düşünün İran nerede, İngiltere nerede!Ama Farsça ile İngilizce’ nin benzerliği göze batacak gibidir.Farsçadaki “peder”  İngilizce’de  “father” olmuş, “birader” ise “brother”…Aransa belki daha çok sözcük  bulunabilir böyle.

 

ÖR 3: Sanatçılarımızın çoğu dile gereken önemi vermiyor.Bir yazarın anadilini doğru dürüst kullanamaması korkunç bir şey!Yazarların üslupları güzel de olabilir kötü de;ama dili kötü bir yazar olamaz, olmamalı.Caldwell’in üslubu ile E.Allan POE’nin  üslubu arasında dağlar kadar fark var;ama ikisi de İngilizceyi yanlışsız kullanıyor.

 

ÖR 1:Tiyatro,insanları baskıdan kurtarır. Onların düşünüp de yüksek sesle söyleyemeyeceği şeyleri dile getirir.Açık sözlü bir sanattır tiyatro;hemen herkese seslenir.Onun için de bazı dönemlerde kendinden korkulan ,çekinilen bir tür olup çıkmıştır.Nitekim Gogol’un  “Yüzünüz çarpıksa aynaya kızmayın.O her şeyi olduğu gibi gösterir.” sözü  tiyatronun yasaklandığı bir dönemde söylenmiştir.

 

ÖR2: Dünya edebiyatı,en ölümsüz eserlerini genellikle klasik şekiller ve kurallar içinde vermiştir.Bu konuda Voltair de :“Klasik eserler,anlatımda da klasiklik yakalandığı zaman meydana gelir.” diyor.

ÖR 4: Cevdet KUDRET, edebiyatımıza birçok yönden katkısı olan, edebiyatımızda önemli boşlukları dolduran bir yazarımızdır.Her bir eseri edebiyatımızda bir boşluğu doldurmuştur.Üç ciltlik “Karagöz”,iki ciltlik “Ortaoyunu”  ,yine iki ciltlik “Edebiyat Bilgileri” ,ayrıca “Türk Edebiyatında Roman ve Hikaye”…Bunların hiçbirinin yeri doldurulamaz.

 

ÖR 5: Kitap ve yazı adları her zaman içerdiklerini yansıtıcı bir nitelik taşımayabilir.Dahası içeriklerinin de ötesinde başka kavramlara ,başka alanlara gönderebilir bizi bu adlar.Çünkü kimi yazarlar kitaplarını adlandırmada birden çok anlama ve tasarıma gönderen,çağrışım gücü yüksek adları yeğlerler.Salih Birsel’in “Şiir ve Cinayet”, “Kurutulmuş Felsefe Bahçesi” …gibi kitapların adları bu türdendir.Yine Cemal SÜREYYA’nın “Şapkam Dolu Çiçekle” kitabının adı da böyledir.

ÖR 3:Roman,hikaye,tiyatro gibi yazınsal türler başka dillere çevrilebilir.bu türlerin çevirisi çok kolaydır.Çevirmenin büyük bir çaba göstermesi gerekmez.Ancak şiirin çevirisi mümkün değildir.Paul Valery de: “Şiir,bir dilden başka bir dile  çevrilemeyen şeydir.”demiştir.Eğer şiir başka bir dile çevrilirse ortada şiir denen bir şey kalmaz.

 

ÖR.4: Sanat yaratmaktır.Yaratmaksa özgürlükle olur.Gerçek sanatçı eserini şu ya da bu yasanın baskısı altında bırakmaz.Andre Gide “Kalpazanlar” adlı kitabında şöyle der: “Niçin bu kitabı yazdım?Yazmam gerektiği için.Bütün bunları içimde taşısaydım,sanırım rahat ölmezdim” diyor.

 

ÖR 1: Ekonomideki krizden en çok etkilenen sektörlerin başında kara yoluyla yolcu taşımacılığı geliyor.Bu sektörde yolcu sayısında büyük bir düşüş var.Geçen yılın bu aylarında otobüslerdeki doluluk oranı %87 iken bu yıl %34’tür.Yine geçen yıl bir gün içinde Ankara’ya gelen yolcu sayısı ortalama 24.000 civarındayken bu yıl 9.000 civarına gerilemiş durumdadır.

-------------------------------------------------------

8.İLİŞKİ KURMA:

Karşılaşılan, yaşanan bir durum veya olay ile daha önce yaşanmış ya da zaten toplumun haberdar olduğu bir başka durum arasında bağlantı kurmaktır.

 

ÖR 1: Fiyatlara resmen zam yapılmayınca lokantacılar da porsiyondaki yemek miktarını azaltma  yolunu tutmuşlar.Elbette azaltırlar.Çünkü önlerinde örnek var.Bir zamanlar hükümet de kok kömürünün fiyatını artırmış görünmemek için bir tonunu 900 kiloya indirmişti.Lokantacılara ne diye kızıyoruz.Üzüm üzüme baka baka kararır.

 

ÖR 2:Bir sanat veya edebiyat eserinin esas etkisi, onu izleyenin bilincinde oluşan etkidir.Bu eti de sanat eserinin yapıcısına bağlı olduğu kadar onu izleyenlerin gözlerinde kulaklarındadır.İşte insanlara bakarken ve onları  değerlendirirken de aynı mekanizma işler ve bakılan kişinin nesnel nitelikleri kadar değer yargıları, yani kendine özgü algılamaları da etkili olur.Bu genel yargı anne babaların çocuklara bakışları için de doğrudur.

 ÖR 2:Topu topu 68 yıllık sinema tarihimizi incelediğimizde ilk 46 yıl toplam 648 film çevrildiğini,bir başka deyişle her yıla ortalama 14 film düştüğünü görürüz.1960’lı yıllar ise sinema tarihimizde bir dönüm noktasıdır.Üretim olarak bakıldığında  yılda ortalama 170 film ve toplam 1730 film çevrildiğini söylemekteyiz.

----------------------------------------------------

ÖR 3:Bir gazete Doğu Karadeniz’deki toprak kaymasından zarara uğrayanlara, yakınlarını kaybedenlere yardı elinin zamanında uzanmamasının utanç verici olduğunu yazıyor.Yapılan bir araştırmada daha önce de böyle yetersizliklerin yaşandığı ortaya  konuyor.Utanca alışmışız anlaşılan.yara kendimizin olunca merhem bulunmuyor.

 

 

ÖR 1:Mizah,nesneler arasındaki bağıntıları koparıp dünyaya başka bir açıdan bakmamızı sağlar.Öze,dolayısıyla alışılmış “akılcı düzen”in sezgilerine dayanan bir yergidir.Şaşırtmalar,beklenmedik yaklaşımlar yer değiştirmekle alışkanlıklarımızı altüst  eder.Zihni başıboş gelişmeye bırakır.

 

ÖR2:Edebiyatın konusu insandır, doğadır;edebiyat bütün alanlarıyla insanı tanıtmaya yönelmiştir.Eleştirinin konusu ise eserdir; amacı eseri  tanıtmak ve değerlendirmektir.Edebiyatta dolaysız anlatma söz konusudur.

 

ÖR 3:Uluslar arası düzeye yükselmenin ilk basamağı kendi yurdunu, ulusunu iyi tanımak,onlara ilgi ve sevgi duymaktır.çünkü evrensele giden yol ulusallığın bağrından geçer.Yabancı ülkelerde sevilmek ve sesini duyurmak isteyen bir sanatçı için en kestirme yol eserlerini kendi toprağının özsuyu ile beslemektir.

ÖR 4:Bilimsel bir düşünceyi,akademik bir konuyu orijinal bir görüşü anlatmak ,bir tezi savunmak konferansın en belirgin amacıdır. Bunun için konferansın dinleyicileri az çok okumuş aydın kimseler olmalıdır ki istenen fayda sağlanabilsin. Çünkü konferans,  dinleyicilerin duygularından, gönüllerinden çok düşüncelerine hitap eder.

 

ÖR 1:İyi konuşmasını bilen iyi yazmasını da bilirmiş.Konuştuğumuz gibi yazmak olacak iş midir?Yazıda hani bizim konuşmamızın ateşi?Sesimizi de kağıt üstünde gösterebilir miyiz?Yazı hiçbir zaman konuşmanın tıpkısı olamaz.Konuşurken karşımızdakine başımızın, ellerimizin hareketleriyle, sesimizin türlü yükselmeleri alçalmalarıyla anlatabildiğimiz şeyleri yazıyla anlatamaz, duyuramayız.

 

ÖR 2:Kimi şair ve yazarlar, yazdıklarını  anlayabilmek için okurların çaba harcaması zorlanmasını isterler.Bence bu, kendini beğenmişliktir.Yazdıklarımı anlayabilmek için ben zorlanmalıyım.Bence okur, bir kitabı, bir yazıyı okurken salt anlamak için değil okuyup anladıktan sonra birtakım sonuçlar çıkarabilmek için çaba harcamalıdır.

 

ÖR 3:Sanatçını, salt gerçeği işlemesi iddia  ediliyor.Bu mümkün müdür?Sanatçının görevi fotoğraf  makinesi olmak mıdır? Gerçeği hiç değiştirmeden anlatmayı denesin.Fakat bu anlatım sırasında kelim seçiminde, benzetmelerde, sıfatları kullanırken nasıl davranacak?Salt gerçeğin ölçüsü nedir, bunu kim belirleyecektir?Sanattaki gerçek salt gerçek değil, olsa olsa sanatın kendi içindeki tutarlı gerçeği ,yani “sanat gerçeği” olur. 

 

ÖR 4:Türk edebiyatı tarihi,akımların değil, bireylerin tarihidir.Bu yüzden şair olarak bu akımın içinde yer almak ya da dışında kalmak bence önemli değildir,Çünkü kötü bir şairin bir akıma katılarak iyileştiğini hiç görmedim.Kuşkusuz bunun tersi de geçerli.Şunu da ekleyeyim:İyi bir şairin bir akıma katılmaya hiç ihtiyacı yoktur.

-----------------------------------------------------

ÖR1:Nefes nefese istasyona indi.3.5 trenini sorup bir çeyrek daha bekledi.Üst üste üç sigara içti.Üçüncüsünü yarılamadan attı. Haydarpaşa’ya bir bilet istedi.Adamın kaşları çatılıyordu.Bileti aldı ve arkasına döndü.

 

ÖR2:Gökten ince dökülen kar tipiye çevirmişti. Ali ellerini mintanının yakasından sokup koltuk altlarına uzattı. Çıplak dirseklerini göğsüne bastırdı.Karlı bir rüzgar yüzünü, kollarını, pantolonunun yırtıklarından fırlayan dizlerini acıtarak iğneliyordu.

ÖR1:Kenar mahalleler…Birbirine geçmiş, yaşlanmış tahta evler…Kiminin kaplamaları biraz daha kabarmış, kiminin balkonu eğrilmiş,kimi biraz daha öne eğilmiş,kimi biraz daha çömelmiş.Hepsi hastadır;onları seviyorum;çünkü onlarda kendimi buluyorum.

(izlenimsel betimleme)

 

ÖR 2:Orta boylu,kalın  enseli, şişman, çok şişman…Göğsüne kadar çıkan yarım küre şeklindeki bir karın…Bu muazzam gövdeyi başa bağlayan geniş,kısa bir boyun;yuvarlak buğday renginde kansız bir yüz…Ama Cildi yaşına göre taze.Ela gözlerinin yanları kurumamış gibi…(fiziki portre)

 

ÖR 3: O hiç şüphesiz şimdiye kadar tanımış olduğum insanların en sevimlisi ve cana yakınıdır.Öyle ki bu sevimlilik hoşa gitmek istediği anlarda başvurduğu bir fantezi olmaktan çok, mizacını temelli bir özelliğidir. İlk görüşte çevresinde bir sempati havası yaratmasının nedeni belki de budur.İnsanı saran, teselli eden dostluk ve sevgi dolu bir havası vardır.Onun için ona hemen bağlanıvermiş. (ruhsa betimleme )

 

ÖR 3:Adalar’da oturanlar akşam üzeri iskeleye çıkıp gelenleri karşılar,gidenleri uğurlarlar.Gençler arkadaşlarıyla buluşur, yaşılar çay bahçesinde ar5alarında söyleşirler.Saat 9’a gelince herkes evine dönmüş,sofraya oturmuş olur.Adalar’a gezmeye gelen birkaç kişi dışında kimseyi göremezsiniz ortalıkta.

7006
0
0
Yorum Yaz